Yeni Araştırma Astrolojinin Temel İlkesine Bilimsel Kanıt Sunuyor

Bazı bilimadamları, bir bireyin kişiliğinin doğum anında Güneş, Ay ve gezegenlerin konumuna göre belirlenebileceği fikrine tepki gösteriyor. Bu uzmanlar bireyler ve evren arasında bütünsel bir bağlantı olduğu görüşüne karşı çıkıyor.

Geleneksel bakış açısına göre kişilik genlere ve aile eğitimine göre belirlenir ve doğduğunuz anda Dünya’nın konumunun bunlarla hiçbir ilgisi yoktur.

Ancak geleneksel bilimadamları Ay’ın konumunun Dünya’da yaşamla ilgisi olduğuna da inanmıyor. Çiftçiler uzun yıllardır Ay’ın döngülerine uyumlu şekilde tohum ekmenin ve bitkileri dikmenin daha fazla ürün almaya neden olduğunu bilirler – geleneksel bilimadamları onların bu bilgisine de karşı çıkıyor. Aslında insan vücudundaki tohumlar bile Ay’dan oldukça etkileniyor – hem kadınların regl dönemleri hem de Ay’ın döngüleri 28 günlük olduğu için neredeyse eşzamanlı denebilir.
Astrology News Service İnternet sitesinde yayınlanan Mike Adams imzalı bir yazı yeni bir araştırmanın farkında olmadan astrolojinin temel ilkesini desteklediğini belirtiyor.

Araştırmacılar Astrolojinin Bilimsel İlkelerini Ortaya Koyuyor

Vanderbilt Üniversitesi tarafından yapılan ve Nature Neuroscience dergisinde yayınlanan bir araştırma, istemsiz bir şekilde astrolojinin temel ilkesine – yani doğum anınızda gezegenlerin konumunun kişiliğinizi etkilediğine – bilimsel destek verdi. Bu da astroloji muhaliflerini şaşkınlığa uğrattı.

Bu araştırmaya göre doğum ayı sadece kişiliği etkilemekle kalmıyor, beyinde ölçülebilir fonksiyon değişikliklerine de neden olabiliyor.

Fareler üzerinde yapılan bu araştırmaya göre, kış aylarında doğan farelerin günlük aktivitelerinde ‘tutarlı bir yavaşlama’ görülüyor. Aynı zamanda fareler ‘Sezonluk Affektif Bozukluk’ diye adlandırılan semptomlar göstermeye de daha yatkınlar.

Araştırmayı Biyolojik Bilimler Profesörü Douglas McMahon, yüksek lisans öğrencisi Chris Ciarleglio, asistan profesör Karen Gamble and diğer iki yüksek lisans öğrencisi yapmış. Bu araştırmacılardan hiçbiri astrolojiye inanmıyor ancak doğal olarak bilime inanıyor. Araştırma sonuçları bilimsel terimlerle yazılmış olsa da özünde astrolojinin ilkelerini destekler nitelik taşıyor.

Ciarleglio, ‘Araştırma sonuçlarının en çarpıcı tarafı içgüdülerin hem hayvanın davranışlarını hem de beyinlerindeki ana biyolojik saatin içindeki nöronların döngüsünü etkiliyor olması’ şeklinde konuştu. Bu da aslında astrolojinin temel ilkelerinden biri: Bir bireyin doğum anında gezegenlerin konumu (ki buna doğum mevsimi da denebilir) beyin fizyolojisinde değişikliklere neden olabilir ve bu da yaşam boyu davranışları etkiler. Bu fikir bilimsel eğitim almış kişiler için saçma gelebilir – ta ki kendileri de aynı sonuca varana kadar. Üstelik buna astroloji demek yerine şimdi de mevsimsel biyoloji adını veriyorlar.

Gerçek Bilime Güven Nasıl Sarsılır

Tüm bunlar 1989 yılında Fleishmann ve Pons’un soğuk füzyonu icad etmesini hatırlatıyor. Sıcak füzyon araştırmacıları soğuk füzyon araştırmalarına duyulan güveni sarsmayı ve araştırmacıların kariyerlerini mahvetmeyi amaçlıyordu. Kibirli bilimadamları tarafından saldırıya uğrayıp çürütüldükten sonra bu fikir yeni bir isim altında ortaya çıktı: Düşük-Enerji Nükleer Reaksiyonları (LENR).

LENR tüm dünyadaki yüzlerce araştırmacının yanı sıra Amerikan donanması tarafından da artık doğrulandı. Ancak bugün bile geleneksel bilim topluluğu soğuk füzyonun hala gerçek olmadığını ve soğuk füzyon araştırmacılarının sahtekar olduğunu iddia ediyor.

LENR için bilimsel temel olduğu gibi astrolojinin de bilimsel temeli var. Dünya, Ay ve Güneş arasındaki ilişki ışığın etkisini, ısıyı, yerçekimini ve diğer etkenleri değiştiriyor ve bu değişim tüm canlı organizmalar tarafından hissedilebiliyor. Astrolojiye inanmak için aslında tek gerekli olan tüm yaşayan canlılar arasında bir ilişki olduğu anlayışını kabul etmek. Güneş ya da Ay’ın konumu Dünya’da yaşamı etkiliyor mu? Tabii ki! Ay’ın Dünya üzerindeki çekimi olmasaydı, Dünya’nın kendi ekseni etrafında dönüşü radikal boyutlara ulaşabilirdi ve bildiğimiz anlamda yeryüzünde hayat olmazdı. Hatta mevsimler arası radikal ısı değişiklikleri hayatı çok daha zor bir hale getirirdi.
Bir diğer deyişle Ay Dünya üzerindeki yaşamı dengeleyen ana etkenlerden biri çünkü mevsimleri dengeliyor ve Dünya’yı sabit bir dönme ekseninde tutuyor.

Bunların hiçbiri elbette Satürn’ün bugünkü konumu nedeniyle piyangoyu kazanacağınız ya da gerçek aşkı bulacağınız anlamına gelmiyor. Bu, gerçek astroloji değil astrolojinin sansasyonel versiyonudur…

Sansasyonel Astrolojiyle Gerçek Astrolojiyi Karıştırmayın

Astronominin dahi sansasyonel versiyonları vardır – ki bunlar bilimsel değildir. Örneğin, güneş sistemimizi gösteren birçok model, gerçeğin doğru olmayan sansasyonel bir versiyonu – gezegen boyutları abartılı olmakla birlikte ve gezegenler arasındaki mesafeler hiç ölçülü değil. Astrofizik ve astronomi toplulukları dışında hemen hemen hiçkimse sadece güneş sistemimiz değil, galaksi ve komşu galaksiler arasındaki mesafenin boyutunu gerçek anlamda bilmiyor.

Hatta Güneş’i bir basket topu gibi gösterip Dünya’yı da birkaç santim uzakta misket boyutunda bir gezegen olarak göstermek, Balık burcu olduğunuz için bugün piyangoyu kazanacağınız şeklindeki hileli yıldız fallarının astronomik dengi sayılabilir. İkisi de hayal ürünü ve ikisi ve gerçek anlamda bilime hakaret niteliğinde.

Hatta elektronun fiziksel varlığın bir parçası olduğu ve varlığın ayrıca başka parçacıklardan oluştuğu fikri bile gerçek bilime hakaret sayılabilir. Parçacık fiziğinin aslında gerçek parçacıklarla pek alakası yok. Tüm olay, bazen enerjilerin doğru şekilde titreşmesi sonucu o an için gözlemciler tarafından parçacık olarak görülen bir ilüzyon yaratmasından geçiyor.

Gazetelerin Pazar eklerindeki yıldız falları – tıpkı atomun modern tanımındaki komik mitoloji gibi – gerçeğin basitleştirilmiş, çizgi roman versiyonu. Asıl gerçek şu: İçinde yaşadığımız bütünsel evrende her fiziksel varlık, her enerji ve her bilinçli zihin zarif bir şekilde evrenin geri kalanını etkiliyor. Evrenden soyutlanmış bir birey olamaz çünkü biz evrenle biriz ve hayatımız boyunca enerjilerin fiziksel tezahürü olarak varız. Şu anda da canlılar olarak yeryüzündeyiz.

Carl Sagan ‘Hepimiz yıldız tozuyuz’ demişti. Çok haklı… Sadece yıldız tozu değiliz, aynı zamanda yıldız tozundan etkileniyoruz da. Artık modern bilimadamları da astrologların yüz yıllardır bildiği bu gerçekle yavaş yavaş aynı noktaya geliyor.

*Yazının orijinalini buradan okuyabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir