Kasa Kuyruğunda Burçlar!

İnsanlığı zorlayan üç kuyruk vardır sevgili okur! Birincisi üç aylar kuyruğuydu, nihayet kendisi tarihte yerini aldı, tozlu sayfalara karıştı! İkincisi metrobüs kuyruğu, onca insanı cebimize sokacak, memleketten sürecek halimiz olmadığına, doğum kontrolünü de bir türlü başaramadığımıza göre, ünlü düşünürün de dediği gibi “işine gelmeyen taksiye binsin” sözünü hatırlatıyor bu konuyu da burada kapatıyoruz. Üçüncü ve en muhabbeti bol, tespitleri fıkralı kuyruk olan kasa kuyruğu hakkında bir şeyler söylemek istiyoruz. Deney grubumuz olan Zodyak ailesini alışverişe çıkarıyor, burçları gözlemliyoruz.

Koç

Hep söyleyip duruyoruz, Koç Zodyak’ın en sabırsız burcu. Sanki hayat felsefesi “şimdi ya da hiç”. Böyle bir burcu uzayıp giden bir kasa kuyruğunda hayal edebiliyor musunuz? Gelin beraber edelim! Koç, bir hışım ile markete girmiş, alışveriş arabası almakla bile vakit kaybetmemiş, lazım olan olmayan ne varsa kucağına doldurmuş ve kasaya gelmiştir, elindekilerin parasını ödeyip bir an evvel gitmeyi hayal ederken kasadaki kuyrukla karşılaşır. Anasının karnında 9 ay nasıl durdu anlamadığımız Koç, kuyrukta mı duracak? Elindekileri yandaki ürün sepetine bırakıp hızlı adımlarla ve biraz da sinirle marketi terk eder. Allah’tan iyi gününde, yoksa çoktan “kardeşim, başka bir kasa açsanıza” diye görevlilere çıkışmış, kimse ne olduğunu anlamdan ortamın tansiyonunu yükseltmişti.

Boğa

İşte karşımızda bir sabır abidesi! Boğa dünyaya adeta kasa kuyruğunda beklemek için gelmiş desek yalan olmaz. Haftalık bültenlerden indirime girecek ürünleri takip etmiş, günlerce o indirimi beklemiş, kasada mı beklemeyecek? Aheste aheste alışveriş arabasını doldurduktan ve tüm indirimli ürünleri incelediğinden emin olduktan sonra nihayet kasaya gelir, uzayıp giden kuyrukta kendinden emin bir şekilde yerini alır. İsterse 5 km kuyruk olsun, Boğa için hiç fark etmez, eğer o arabasındakileri almaya karar verdiyse hiçbir şey fikrini değiştiremez. Sıra Boğa’ya geldiğinde arkasındakiler biraz çabuk kardeşim diyerek onu uyarabilir ama o keyfini hiç ama hiç bozmaz, ağır ağır arabasını boşaltmaya devam eder. Ne de olsa sabrı ve kararlılığıyla o kuyruğun hakkını vermiştir.

İkizler

Sırada olduğu tüm süreyi telefonda geçiren bir kişi görürseniz bilin ki o bir İkizler. Sıra ilerler ama o fark etmez, sıra ona gelir ama kulağındaki telefonu bırakamadığı için cüzdanını çantasından çıkaramaz, hattın diğer ucuna laf yetiştirdiği için kasiyerin söylediklerini duyamaz. Siz de arkasında “kapatsana şu lanet telefonu” diye sinir krizleri geçirirsiniz ama onun umurunda bile olmaz. Başı ile boynu arasında telefonu sıkıştırıp aldıklarını poşete doldurmaya çalışır, uzunca bir mücadeleden sonra nihayet poşetini, çantasını, cüzdanını toplar. Tam “şükürler olsun, gitti” derken bir anda kasiyere dönüp para üstünü sorar. Hala telefonu kapatmamıştır, bir de olanları telefondaki insana anlatır, size mi konuşuyor, telefona mı aklınız karışır. Yapacak bir şey yok, alın elinden telefonu, kapatın. Yoksa ne o hesap biter ne de o sıra ilerler…

Yengeç

Kasa kuyrukları kuyruk olalı böyle minnoşluk görmedi! Aslında Yengeç insanını iki şekilde tanırsınız ama her iki hali de birbirinden sevecendir. Ebeveyn Yengeç’ler kuyrukların olmazsa olmazıdır. Hani şu yanındaki dünyalar sevimlisi çocukla tatlı tatlı sohbet eden, çocuk elindeki çikolatayı yemek isteyince “dur canım, önce parasını ödeyelim” diyen insanlar var ya onlar Yengeç’tir. Yanlarındaki illa kendi çocukları olmak zorunda değil, yeğeni hatta komşunun çocuğu bile olabilir. Yengeç kuyrukta tek başınaysa bile birilerini arayıp bir şey lazım mı diye sorar, o eve giderken yoğurt ve ekmek alandır, sofra kurandır. Kuyruktaki diğer insanlara yardım eder, gerekiyorsa kendi sırasını verir. Kuyruktaki yaşlıların can kurtaranıdır. Onları öne geçirmek için herkesi seferber eder. Tek bir kusuru vardır, sıra ona geldiğinde akşam yapacağı kurabiye için kabartma tozu almayı unuttuğunu fark eder, sizi biraz bekletir.

Aslan

Siz sanıyorsunuz ki tek sıra, düzgün hiza giden bu kuyruk kasa kuyruğu, oysa ki herkes Aslan geliyor diye selama durmuş(!) Alçak dağların kreatörü Aslan, kuyruktakileri selamlayarak ön sıralara doğru ilerlerken “sıra var, kardeşim” uyarısı ile kendine gelir, gönülsüz de olsa gider, kuyruğun sonundaki yerini alır. Yine de vakar duruşundan bir şey kaybetmez, onun sıraya girişi bile havalı ve karizmatiktir. Yanından geçerken kendinize bir çeki düzen vermek, ceketinizi falan iliklemek ihtiyacına kapılabilirsiniz. “Yahu, bu adamı niye kuyrukta bekletiyorsunuz, belli ki mekân sahibi” diye etrafa çıkışmamak için kendinizi zor tutarsınız. Eğer sırada onun önündeyseniz bir suçluluk hissetmeniz muhtemel, hani toplu taşımada yaşlılara yer vermeyince bir vicdan azabı olur ya insanın içinde, kasa kuyruğundaki Aslan’a sıra vermeyince de insan tuhaf bir suçluluk duyuyor. Nasıl beceriyorlar bilinmez ama onların o vakar tavrı, insana “nereden öne geçtim, bir an evvel işimi bitireyim de gideyim” hissi verir.

Başak

Başak, bir kasa kuyruğunda tanıması en kolay insandır. Daha kuyruğa girmeden önce birkaç kez kasaya gelmiş, kasiyeri çoktan bunaltmıştır: “Bunların son kullanma tarihi yazmıyor.”, “Bakliyat reyonunda yerler yapış yapış, bir sildirin.”, “Bu kaç para, fiyatı yazmıyor.” Bu şikayetler, huysuzluktan ya da titizlikten falan değil, yanlış anlamayın. Neden olduğu tam bilinmiyor ama herhangi bir ortamda bir aksilik, terslik, pislik varsa o muhakkak Başak’ı bulur. Onun alacağı şey, mutlaka ama mutlaka rafta fiyatı yazmayan ya da son kullanma tarihi silinmiş üründür. Geri kalan her şey mükemmel olsa bile Başak bir şekilde kusurlu olana denk gelir. Nihayet tüm aksiliklerden kurtulup sıraya girdiğinde dili ile dişi arasında bir şeyler söyler ama ne dediğini kimse anlamaz, sürekli üfler püfler. Onu hala tanıyamadıysanız ürünleri poşete yerleştirmesine dikkat edin, poşet mi dolduruyor, kanaviçe mi işliyor, anlayamazsınız!

Terazi

“Benim yerine bakar mısınız? Bir şey alıp geleceğim.” bu cümleyi duyduğunuz kişi büyük ihtimalle bir Terazi. Alacağı bir şeyi son anda hatırlayanları kastetmiyoruz. Alışveriş esnasında bir şeyi alsa mı almasa mı kararsız kalıp sıraya girdikten sonra karar verenler, işte onlar, Terazi’ler! Hemen döneceğim der, sırasını size emanet eder ama reyona gittiğinde kararsızlığı tekrar nüksettiği için bir türlü dönmek bilmez. Onun sırası yaklaştıkça size de bir fenalık basar, strese girersiniz. Nihayet elinde birkaç parça ürünle görünür Terazi, tüm nezaketi ve sevimliliği ile size teşekkür eder, sırasına geçer. Ancak yerinde duramaz, kasanın karşısındaki raflarda kalır gözü, gider fiyata bakar, ürünleri alır, bırakır derken kasiyerin uyarısı ile yerine döner. Kasiyer ürünleri kasadan geçirmeye başlamıştır ama o son anda “Tüh, geçtiniz mi? Vazgeçmiştim aslında, iptal edebiliyor muyuz?” diyerek sondan bir önceki kararını verir.

Akrep

Tüm ürünleri tek tek inceleyip karşılaştırmalı analizlerini yapıp kendisini için en uygun ürünleri seçip gelmiştir Akrep kasaya. Kuyruğu görünce önce bir sağ baştan süzer herkesi, el mahkûm geçer sıraya. Ensenizde bir göz hissedersiniz, kaçamak bir şekilde bakarsınız arkanıza, Akrep gözlerini kaçırmaya teşebbüs bile etmez. “Yahu, bu bana niye bakıyor” diye ufaktan işkillenirsiniz ama bir şey demezsiniz. Alışveriş arabanızda ne var, ne giymişsiniz bunları gözlemlemekle kalmaz Akrep, cüzdanınızda kaç para var kuruşu kuruşuna söyleyebilir. Aldıklarınızdan hayat hikayenizi okur, psikanalizinizi yapar. Bakışları biraz ürkütücü olsa da kötü niyeti yoktur, huyu öyle ne yapsın. Sıra ona geldiğinde ne kadar ödeyeceğini çoktan hesaplamış ve parasını hazırlamış olduğunu görürsün. Pek konuşmadan gizemli bir tavırla poşetlerini alır, gider.

Yay

Sakin sakin kuyrukta beklerken arka taraflarda bir hareketlilik mi fark ettin? Mutlaka sıraya bir Yay girdi. O arkadaşa iyi bak, iyi tanı! Hayat enerjisi dalga dalga yayılır, adeta tek bir hareketiyle kuyrukta Meksika dalgası yaratır. Akşamın bir saati bitmeyen bir kuyrukta olmanın can sıkıcılığı ve sinir bozuculuğu onun yanından bile geçmemiştir. Herkes burnundan solurken o kuyruktakilerle şakalaşır, reyon görevlilerine laf atar, kasiyere göz kırpar. Yüksek sesle konuşmasından rahatsız olanlar çıkabilir ama onun umurunda olmaz. Zaten çok geçmeden tüm sıra onun enerjisine kapılır, şen kahkahalar, şakalar, komiklik… “Arkadaş, kasa kuyruğunda mıyız, eğlence parkında mı belli değil” deseniz de bir tarafınız “Fakat, iyi eğlendik” der. Alışveriş arabasını boşaltırken aldığı şeylerin birbirinden alakasız olduğunu fark eder, o neşe içinde evinin yolunu tutarken sen “bu kadar tuhaf şeyi bir araya nasıl getirdi, ne yapacak ki bunlarla?” diye düşüncelere dalarsın.

Oğlak

Oğlak ultra saygın işinden çıkıp acayip kaliteli ve prestijli görünümüyle marketin en kallavi ürünlerinin satıldığı raflarda tüm ciddiyetiyle hedefe kilitlenir. Burası ne sanat galerisi ne ofis partisidir ama Oğlak için mekân fark etmez, zatı şahaneleri duruşundan ödün vermez.  Önünde sağa sola çarpan, sallanan bir araba değil, kolunda şık bir sepet vardır. Sepetinin içinde ise görenlerin “İnsanlar ne hayatlar yaşıyorlar be!” diyerek iç geçirecekleri türden yiyecekler bulunur. Şu bilmem kaç yıllık, özel seri, gurme damağına yaraşır kekremsi şarabı baş köşeyi almış, doğranmış, yıkanmış yetmemiş karamelize kavrulmuş soğanlar hemen yanında konumlanmıştır. Meraklı gözler çoktan Oğlak’ın sepetine takılmış, ne iş yaptığı, nerede yaşadığı çoktan merak konusu olmuştur. Tabi bu sırada Oğlak rokforun en küflüsünü seçerken, insanlar ellerindeki yarım kilo soğanı el çabukluğuyla saklamıştır. Belki bir selamlık tanışma yaşanır, oradan da nice iş kapıları açılır! Hayat bu, belli mi olur? Oğlak alışverişte uzunca vakitler kaybetmemek için araştırmasını yapmış, günün en tenha saatini seçmiş ve uzunca bir kuyrukta beklemek yerine ödeme işlemini minimum sürede halletmiş, insanların bakışları eşliğinde emin adımlarla marketi terk etmiştir.

Kova

Kova birbirinden ilginç yiyecekleri deneyimlemek üzere girdiği markette alışverişini insanların göz hapsinde geçirir. Kova’nın aldıklarının ne tür yemeklere dönüşeceği konusundaki meraklı bakışlarının arasında giyimindeki marjinallikle de oldukça dikkat çekicidir. Kasa sırasında geçireceği epey zaman içinde herkesi gözlemler Kova ve başlar dünyadaki mevcut adaletsizliği düşünmeye. Beklediği süre boyunca sıraya bir girip bir çıkanlara, umarsızca kendini kuyruğun en önlerine sokuşturanlara uyarılar yapar. Öncelikle hizayı bozanları bir güzel organize eder herkesin adil davranması konusunda ısrarını sürdürür. Elbet homurdanan insanlara, çıkan çatlak seslere Kova ağızlarının payını bir bir verir. Sıradakilerin biri tonla hesap öderken diğeri üç kuruşu belli ki zor denkleştirir. Kova sisteme lanet ede ede ödemesini tamamlar, evinin yolunu tutar!

Balık

Marketin girişinde yağmura yakalanmış, belli ki yiyecek bir şey bulamayıp korunaklı ilk yere sığınmış kedileri gören Balık markete neden geldiğini unutur, kendini mama reyonunda bulur. Marketin içinde gezerken hipnoz olur, ne aradığını bilmez halde saatlerce ortadan kaybolur. Kasaya geldiğinde elinde iki paket mama, kapasında kara deliği andıran koca bir boşluk kalır! Sıradakilerin aldıklarını gördükçe aklında ihtiyaçları belirir, Balık sıradan bir çıkar bir girer, bir türlü alışverişini sonlandıramaz. Nihayet yeter deyip sırada kalmayı aklına koyduğunda, bu kez de zihni gider başka diyarlara, Balık dalar hülyalara! Yandan dürten, arkadan seslenen, “işimiz gücümüz var, uyuma” diye öfkelenen insanların yarattığı kaos içinde kendine gelen Balık, şimdi de kredi kartı şifresini unutur. Neyse ki bir alışveriş daha sıyrıksız atlatılır, Balık birkaç denemenin ardından evinin yolunu bulur?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir