Egosuyla Savaşan, Mutluluğu Başkasında Arayan Burçlar Buraya!

“Bencil kişi salt anlamda bakıldığında başkalarını feda eden kişi değildir. Başkalarını herhangi bir şekilde kullanma ihtiyacının üstüne çıkmış kişidir. Onun işlerliği, diğer insanların kanalıyla değildir. Birincil anlamda onlarla ilgilenmemektedir. Amacı da düşüncesi de arzuları da enerjisinin kaynağı da hep onların dışındadır. Bir başka kişi için var olmasını istememektedir. İnsanlar arasında oluşabilecek tek kardeşlik, tek karşılıklı saygı bu yolla olabilir.”

Güzel söylemiş değil mi Ayn Rand? Belki dünya üzerinde bugüne kadar yaşamış olan tüm insanlığın, aslında egoyu ne kadar da yanlış anladığını söylemeye çalışmış. Nedir ego? Nedir bencillik? Kişinin aklını, fikrini, bünyesinde bulundurduğu her şeyi, başkalarının sahip olduklarından üstün görmesi mi yoksa kendisini değerli hissetmesi midir? Yüzde 99 ihtimalle sorunun yanıtının birincisi olduğunu söyleyeceksiniz. Size öğretilenleri, doğru bildiğiniz yanlışları, copy paste yapıp gelecek nesillere aktaracaksınız. Fakat orada bir durmalısınız, düşüncelerin, davranışların, fikirlerin ve en temelde egonun perdesini kaldırdığınızda altında yatan gerçeklerle karşılaşmalısınız.

“Ben senin tanıdığın insanlar arasında benliğini en çok silebilmiş insanım. Benim bağımsızlığım senden bile az. Oysa seni, ruhunu satmaya daha yeni zorlamıştım. Senin insanları kullanışın, en azından onlardan kendine bir şeyler koparmak için. Oysa ben, kendim için hiçbir şey istemiyorum. İnsanları, onlara yapabileceklerim için kullanıyorum. Bu benim tek işlevim ve tek tatminim. Özel bir amacım yok. Güç istiyorum. Kafamdaki geleceğin dünyasını istiyorum.”

Mutluluğu Başkasında Arayan Burçlar!

Katılıyor musunuz bu sözlere? Yoksa “her egolu insan gibi güç istiyor” deyip geçiştiriyor musunuz? Peki gücünüzü kaybettiğiniz bir dünyada ayakta kalabilmeyi hayal edebiliyor musunuz? Nedir sizi çevredeki kötülüklere karşı koruyan, nedir bu kadar problem içinde hala hayatta kalmanızı sağlayan ya da her kazık yediğinizde yola devam edip umudunuzu kaybetmeden yaşamanıza neden olan? Düşüneceğiniz çok şey var değil mi? Korkularınızın üstüne giderek kapısını aralamanız gereken…

“Seni seviyorum. Seni o kadar çok seviyorum ki benim için hiçbir şeyin önemi kalmıyor. Senin bile. Bunu anlayabiliyor musun? Yalnız kendi sevgim önemli. Senin cevabın değil. Senin kayıtsızlığın bile değil.” Fazlasıyla garip gelebilir bu düşünce tarzı. Size uygun olmaya da bilir, fakat günlerce aylarca sorgulana da bilir. Duygularınızın değeri, alacağınız tepkiye göre mi şekilleniyor? Birine karşı hissettikleriniz, karşılığı olmadan hiçbir şey ifade etmiyor mu? Kalbinizdeki gerçek sevgi, sizi ve hislerinizi değerli kılmaya yetmiyor mu? Bunu da iyice bir düşünün. Sonraki paragrafa geçelim.

“Ben, kendi gereklerim nedeniyle soluk alıp veriyorum. Vücudumun yakıtı o. Sağlığımı sürdürebilmem için. Ben sana fedakarlığımı, acıma duygumu değil, kendi egomu ve çıplak ihtiyacımı verdim.” Ya siz? Siz insanlara neler verdiniz? Verdiklerinizin karşılığında onlardan neler beklediniz? Ajitasyondan uzak durup sadece olduğunuz gibi mi göründünüz? Yoksa oyunlar oynayıp, işi alacak verecek ilişkisine mi döndürdünüz? Belki timsah göz yaşları döktünüz, belki tutamayacağınız sözler verdiniz.

“Bana ya da ona yapacağın hiçbir şey, benim kendime yapacağım kadar kötü olmayacak.” Gerçekten de öyle değil mi? Kim canınızı sizin kadar yakabilir? Kimin başkasına verdiği acı sizi derinden kanatabilir? Hiç kimse. Farkındasınız siz de. Öyleyse neden bu tavırlar? Başkasına bağımlı yaşamalar, mutluluğu, aşkı, sevgiyi hep farklı insanlarda aramalar? İçinize dönme zamanı gelmedi mi?

“Ben bugün buraya hayatımın tek bir dakikası üzerinde hiç kimsenin hakkı olmadığını söylemeye geldim. Enerjimin de. Başkaları için yaşamayan bir insan olduğumu söylemeye geldim. Bunun söylenmesi gerekiyordu. Dünya bir fedakarlık alemi içinde yok oluyor. Buraya gelip kendi şartlarımı ortaya koymak istedim, başka şartlarla var olmak istemiyorum.”

Kitapta altı çizilecek o kadar çok şey var ki… Öğreneceğimiz, sorgulayacağımız, kabul edeceğimiz… Ana fikre doğru gelirsek, Ayn Rayn “The Fountainhead” adlı kitabında, ego kavramının aslında ukalalık, burnu havadalık değil, tam aksine kendini değerli bulmak, sahip olduklarını kutsamak olduğunu anlatıyor. Yarattığı Howard Roark adlı karakterli bunu en iyi şekilde okuyuculara yansıtıyor. Bizlere de okuması biraz sabır isteyen bu kitabı, tek başına mutlu olmayı, kendini başkaları için kurban etmemeyi öğrenmesi gereken Balıklara, entelektüel Kova burcu insanına ve egosuyla çatışma içinde olan ateş gruplarına öneriyoruz. Bu arada kitabın seneler önce çekilmiş filmi de var. Onu da belirtmeden geçmeyelim, değişime açık günler dileyelim!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir