Burcuna En Uygun Yeşilçam Klişesi!

Şimdi gözlerimizi, özellikle 70’li yıllarda üretimi bir hayli artan bacasız sanayi Yeşilçam klasikleri eşliğinde burçlara çeviriciğiz. Her karesi kahkaha, gözyaşı, heyecan vadeden bir film şeridinin hafızalara kazınan anlarına, klişeleşen diyaloglarına göz atarken, sizlere de keyifli bir okuma suniciğiz.

Koç       

Sağı soluna uymayan, tokadının nereden geleceği belli olmayan, genelde Kadir İnanır ile özdeşleşen bir Yeşilçam artistidir Koç! Tokadının gelişi habersiz, sebebi bilinmezdir. Kafasına koyduğunu yapar, seviyorsa söker alır! “Evimin kadını, çocuklarımın anası olacaksın!” hükmü de ansız kararı, yeni hayat planı da tabi ki Koç’un cevvalliğinden çıkar!

Boğa    

Boğa aklına koyduğunu yıllarca beklemesi gerekse yapar, hiçbir güç onu yolundan alıkoyamaz, Boğa işini şansa bırakmaz, aceleci davranıp risk almaz! Hal böyle olunca, bir zamanın alay edilen, hor görülen Yeşilçam’ın yoksul genci, bir gün gelir bir tomar parayla karşınızda durur! Ve bilindik cümlesini kurar; “Hatırlar mısın bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı?”

İkizler  

İkizler dilinin bağını doğuştan çözer, yaşamı boyunca konuşarak iletişimden aldığı hazzı ona hiçbir kariyer basamağı, başarı belgesi veremez. Uzun uzun susup kendiyle baş başa kalamaz İkizler, saatlerce susabilene de bu yüzden şaşırır, bu sessizliğin ardında muhakkak bir mesele olduğuna inanır. Yeşilçamlı İkizler; “Nen var kuzum, neden konuşmuyorsun?” dediği anda yakalanır.

Yengeç

Sezerciğin gözünde yaş olduk damladık, Ayşeciğin kimsesizliğiyle dertlenip ağladık. Duygularımızı gün yüzüne çıkaran, annesiz babasız yavrucakların hayat hikayelerinde rastlanan nice repliği günümüze dek taşıdık, dilimizden düşürmez olduk. Mesela “Senin annen bir melekti yavrum” diyen bir Yengeç olamasaydı “Size baba diyebilir miyim” cümlesini Yeşilçam’da duyulmasaydı nice olurdu halımız!

Aslan   

Aslan’ın eli açık, yüreği sıcacıktır; sahip olduklarını paylaşsa tüm Yeşilçam şahlanır. Bazen çocukluğuna verilmesi gereken bir açgözlülüğe kapılır, “Fıstık benim olacak. Binicem üstüne, vurucam kırbacı, vurucam kırbacı” deyip tatlı bir antipatik olur ancak esasen “Kurtaracağım seni bu hayattan!” diyen güçlü bir sevgilidir Aslan. Karizması herkesi ikna etmeye yeter, sevdiği kadın için her şeyin üstesinden gelmek için savaşmaya değer!

Başak  

Yeşilçam’da Başak ev işleri, kardeş sorumlulukları, okul, iş derken zamane gençleri gibi kulüplere gidecek vakti bulamaz. Zaten bulsa da öyle giyinen kızlara, böyle davranan erkeklere burun kıvırır, biraz da ayıplar hepsinden uzak durur!  Eğlence hayatıyla pek işi yoktur Başak’ın, tekliflere de gardını alır, tavrını takınır; “Ben senin bildiğin kızlardan değilim!”

Terazi  

Uzzuuunca sigaralarını zarifçe tutan, dönemin en hızlı çakmak çekenleriyle söyleşiler yapan Yeşilçam’ın dudağı benli güzel kadınlarında, jilet gibi giyinip saçını yandan tarayan yakışıklı beyefendilerinde sıra! Adabı muaşeret kurallarını yalayıp yutan, duruşundan asalet, yürüyüşünden zarafet, kıyafetlerinden şıklık akan Terazi’lerin cümleleri de bir o kadar kaymaklı olurdu. Herkesin dilinde hakarete dönüşen kimi cümleler onların iltifatlarıyla bezenince, duyumu bile bir tatlı olurdu; “Güzel olduğunuz kadar, küstahsınız da!”

Akrep  

Akrep bugün susar, dilini yutar! Yeşilçam’ın kötülerinin güvenini kazandığına emin olur, gerektiği kadar ödün verir ve zamanı gelince en ölümcül zehrini akıtmak için sabırla bekler. Akrep en sevdiklerini dahi ardına saklar, işine karıştırmamak, riske etmemek için gerekirse herkese sırtını döner! Esasen Akrep teslim olmadığının sinyalini ilk andan verir; “Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla!”

Yay       

Yay Yeşilçam’da dublörsüz sur tepelerinden atlayan, at binerken devrilip kafasını patlatan, demir kılıçlarla oynarken yaralanan ama ne olursa olsun heyecanını yitirip, aksiyon sevdasından vazgeçmeyen, yedi kurşunla vurulsa da ölmeyecek kadar da şanslı olan Cüneyt Arkın gibidir. Attığını vurur, vurduğunu devirir! Yay gözü görmese de sesle yetinir; okçulukta “Bağırmayacaktın Anton, ağzının yerini biliyorum artık!” diyecek kadar da profesyonelleşir.

Oğlak

Oğlak; ağa babası, zenginliğin sembolü, otoritenin simgesi fabrika sahibi olarak çıkar Yeşilçam’da karşımıza. Ve muhtemelen oğlu alt sınıf olarak değerlendirdiği, işçi takımı deyip küçümsediği bir kadına aşık olmuş ya da kızı zengin kız fakir oğlan aşkına çoktan düşmüş ve evlenme hayalleri kurmaya başlamıştır. Peki sizce Oğlak ailesine denk olmayan, itibarını riske atan bu tür bir evliliğe razı mı gelir? Yoksa “Kızımın peşini bırakmak için kaç para istiyorsun?” diyerek insanları satın almaya mı çalışır?

Kova    

Kova insanlara yardım etmek için kırmızı başlıklı kız misali sepetini doldurup ev ev dolaşırken, kasabanın yakışıklısı üstü açık arabasında gördüğü Kova’nın çağ dışı kostümüne kahkahalar patlatır. Kova’nın toplumsal adalet anlayışıyla tanışana dek dünyaya kirli, filtreli gözlerle bakan şımarık züppe, o andan itibaren aşık olup Kova’nın peşine düşse de artık her şey için çok geçtir! Kova birlikte olmalarının imkansız olduğuna dair düşüncelerini açıkça söyler; “Biz ayrı dünyaların insanıyız!”

Balık    

Tam da divane olup yandığı, aşık olduğu canı sevgilisini başkasıyla gördüğü anda, gözlerim kör olaydı da gözlerim bunları görmeyeydi diye iç geçirdiği anda zihni bulanmış, yaşadığı şok altında gözleri görmez olmuştur Balık’ın. O sırada Balık kendini caddeye atar, hızla gelen araç da karşısına ansızın çıkan Balık’ı görmez çarpar. O anda Balık şaşkınlıkla “Görmüyoorruuuumm, kör olduuumm” diye bağırmaya başlar. Birkaç gün içinde yediği bir tokatla gözleri açılan Balık bu kez aksi yönde bağırmaya başlar; “Görüyoruumm, görüyoruumm!” ve tabi ki “Aşkımı parayla satın alamazsınız!” yakarışı da aşka aşık olan Balık’ın dilinden dökülür.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir