Burcuna En Uygun Anne Azarı Hangisi?

Başlarda kulaklarımızı kanatan, sonraları umrumuza dahi dokunmadan kulağımızın kıyısından öylece geçip giden anne azarlarını hepimiz defalarca dinlemiş, kusana kadar doymuş, dahası bıkmışızdır! Kimisi terliğine davranır, kimisi dev törpüsüyle ömür kısaltır, kimisi çenesiyle olmaz deneni oldurur, kimisi tehditler savurur! Bu kez annelerimizin çok bilindik azarlarını düzenledik, hangi burç çocukluğu boyunca nasıl bir uyarıya maruz kalmıştır sizler için derledik.

Koç   

Koç annesinin sözünü ilk seferde dinler, kendini ailesinin emrine amade eder mi? Aslaaaaa çığlıklarınızı duyar gibiyiz! Koç’un itirazsız günü geçmez. Koç kendi istemediği hiçbir şeyi yapmak için hazır beklemez! Hal böyle olunca annesinin; “Bir kere de peki anneciğim desen ölür müsün?” feryatlarını duymadan rahat edemez!

Boğa    

Boğa küçüklüğünden itibaren evin dolap faresi olmaya adaydır. Her yemek öncesi muhakkak bir şeyler atıştırır, yemeğin üstüne tatlı, onun üstüne meyve, sonra içecek bir şeyler ve yine yemek… döngüsünden çıkarsa huzuru bozulur! Boğa’nın olduğu evde atıştırmalıklar saklanır, zaman zaman yenmesinde sakınca olmayan ancak sık tüketilmesi önerilmeyen fazla kalorili yiyecekler yükseklere kaldırılır.  “Kaç kere söyleyeceğim yemekten önce abur cubur yeme diye!” anne çığlığının duyulmadığı gün, Boğa ya hastadır ya da ev dışında!

İkizler 

 

İkizler yemek masasına telefonla oturur, ders çalışırken bir elinde kalem öteki elinde telefon durur, her sohbetine muhakkak telefonu eşliğinde katılır, tuvalette geçirdiği uzunca vakitlerin sebebi de yine elinden düşürmediği telefonudur. Söyleneni duymayan, isteneni yapmayan, sürekli konuşurken kimselerde kafa bırakmayan İkizler sonunda annesinin çılgın azarına yakalanır; “Kırıp atacağım o telefonu artık!”

Yengeç

Yengeç küçükken annesinin kucağından inmez, biraz büyüyünce eteğinden sökülmez, daha da büyünce dibinden ayrılmaz! Yengeç’in bitmek bilmez şikayetlerine, alınganlıklarına, triplerine, yüksek sevgi gösterilerine karşı tahammül sınırları zorlanan, rahat bir nefes alamadığı için boğulan anne daha fazla dayanamaz! Anne lafından neredeyse tiksinen Yengeç annesi; “Ne var anne, anne! Adımı mı ezberliyorsun!” paylamasından kendini alıkoyamaz!

Aslan   

Aslan doğduğu andan itibaren, pamuklara sarılmak, sonsuz bir hayranlıkla sevilmek, herkesin kendi hizmetinde olduğu bir hayat sürmek ister ve yalnızca yan gelir yatar, keyfine bakar! Okul yıllarında da her işini ebeveynlerinin yapmasını bekler! Buradaki beklenti, umut barındırmaz, Aslan bayağı oturup bekler! Aslan’ın gençlik yılları gelip çattığında, annesi çocuğunun elinin henüz soğuk ya da sıcak su görmediğini fark eder! Yardım çağrılarını yanıtsız bırakan Aslan’a annesinin serzenişi biraz gecikse de sonunda gelir; “Bir şeyin de ucundan tut, annesi iş öğretmemiş buna diyecekler!”

Başak  

Başak çok zor bir bebektir. Doğduğu anda neyi yiyip neyi yemeyeceği konusunda kararını çoktan vermiş gibi davranır. Asla zorla yemek yemez, sevmediği lezzetler en sevdiklerinin yanında çaktırmadan yedirilemez. Biraz daha büyüdüğünde her şeye bir kulp takmaya başlar! Bu çorba niye bu kadar sulu, yemeğin havuçları katı, pilavın pirinçleri neden sarı; derken onu yemez bunu istemez olur, annesinin hışmına sonunda yakalanır; “Zıkkımın kökü var yer misin?”

Terazi  

Terazi ile özellikle genç kızlık döneminde uğraşmak bir hayli zordur. Aşk maceralarına çabuk başlayan Terazi’nin annesi kızını idare etmekten stres çarklarına döner, gerilim hattına girer! Beş dakikaya geliyorum deyip ortadan kaybolur, bir ilişkiye gider ötekinden haber salınır! Annesinin yüzünü yumuşak bulan, gönlünü her defasında bir çırpıda alan tatlı Terazi hovardalığın dozunu kaçırınca annesinin başka çaresi kalmaz, tehdide başlar; “Baban duyarsa çok fena olur!”

Akrep  

Akrep odasından çıkıp bir insan yüzüne bakmaz, dinlediği müzikler, okuduğu kitaplar yüzünden herkesin eleştirisini toplar! Çevre baskısından bezen aile Akrep’e dert yanar ama ne fayda Akrep’in ağzını bıçak açmaz! Upuzun geceler boyunca kilitli kapılar ardında durmaksızın bir şeylerle uğraşıp yalnızlığından çıkıp iki insan yüzü görmeyen Akrep sonunda gecenin bir yarısı annesinin çığlığıyla irkilir; “Gece yatmak bilmezsin, sabah kalkmak! Gündüzler çuvala mı girdi!”

Yay

Yay çocukluğunu, ergenliğini ve gençliğini umursamaz bir tembellik içinde geçirir! Dışarda ne kadar enerjikse evde o kadar rahattır. Hiçbir işe yardım etmediği gibi, kendi arkasını dahi toplamaz Yay! Büyük küçük dinlemez, kendinden başını kaldırıp başkaları için bir şeyler yapmayı hiç akıl etmez! Öyle ki ekmek almaya dahi kolayca gönderilemez Yay! Annesinin haklı öfkesi de tam sırada sahnede yerini alır; “Utanmıyorsun da! Ben mi gideceğim ekmek almaya?”

Oğlak   

Oğlak durmaksızın notlar alır, bir ödevinden kaldırdığı başını çok geçmeden bir diğerine gömmeye bayılır! Ders çalışmayı seven, daha fazla ödev olsa da yapsam diyen çocuk görmeyenler, görüş günlerinde Oğlak ziyaretine davetlidir. Kendince düzenli olan Oğlak, türlü konudaki çalışmalarının kimse tarafından kurcalanmasını istemez, düzeninin bozulmasını sevmez! Ama anneler de karışmadan duramaz; “Bu kağıtlar lazım mı, atıyorum bunları!” tahdidini savurmadan rahat etmez!

Kova    

Kova’nın gözleri şehla olur, başı beyni sulanır, vaktinin tümünü aynı yerde tükettiğine sonunda kendi dahi inanır ama yine de bilgisayardan ayrılığı çok uzun sürmez, bağımlısı olduğu oyunlardan başını kaldırıp gökyüzünü göremez! Bu duruma zaten üzülen ebeveynleri iki büklüm olmuş, uykusuzluktan çocuk yaşında göz altı torbalarına sahip olmuş çocuklarını görünce hem üzülür hem sinirlenirler. Ve tabi ki; “Hep bilgisayar başında oturmaktan oldun sen böyle!” dememek için kendilerini hiç de tutmazlar.

Balık    

Balık, küçük yaşından itibaren hem kendini hem de çevresindekileri ileri derecede sakar olduğuna inandırdığı için ev işlerinde hiçbir yardım talebiyle yüz göz olmaz! Zaten dokunduğunu kıracak, iş yükünü misliyle artıracak olduğuna dair gelişen önyargı onun rahat bir yaşam sürmesini sağlar! Balık kendi dünyasında yaşamayı, gündelik işlere karışmadan dünyadan uzak kalmayı böylece başarsa da ana yüreği dayanmaz; “Vallahi seni alan üç güne geri getirir! Azıcık iş öğren!” hakaret dolu uyarısını yapmadan durmaz!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir