Burçlar İçin Fırından Yeni Çıkan Bilgilerle Ufkunu Tazele!

Vaktiyle insanların üzerine ölü toprağı serpmiş, evlerini soyup soğana çevirmişler. Mürekkep yalayan okur yazarı gözünden değil dilinden tanımışlar. Daha iyi ok atabilmek için erkekler topuklu ayakkabı eziyetini keşfetmiş, yiğidin harman olduğu yerde nice stiletto tüketilmiş. Temel Reis yediği oluk oluk ıspanakta demir var diye koca bir nesli kandırmış. Doğru bildiğimiz yanlışlar da diyebilirsiniz, henüz bilmediğimiz ilginç gerçekler de! Sırada burçlar dünyasının pek bilinmeyen gerçekleri var.

Bir zamanlar yiğitlerin, şimdilerde kadınların vazgeçilmezi; topuklu ayakkabı!

Koç tüm rahatlık düşkünlüğüne, hız tutkusuna rağmen topuklu ayakkabılarını sever, fırsatını bulduğu anda giyer. Aslan kadını zaten gösterişsiz gün geçirse uykusu kaçar. Oğlak boşuna kalem eteğiyle stilettosuna yapışmaz, statüsü olmadan yaşayamaz. Şimdi gelelim topuklu ayakkabılar ayakkabıların tarih sahnesindeki kullanımına. İlk olarak ok atan ve at binen erkekler tarafından giyilmeye başlamıştır zira topuklu ayakkabı ile omurganın aldığı şekil çok daha dik ve dengelidir. Aynı zamanda topuklu ayakkabı dönemin erkekleri arasında bir statü göstergesi olarak giyilmiş ve yüksek makam, mertebe temsil etmiştir. Maskülen tarzı benimseyen, gösterişini artırmak isteyen, statüsünü yoldan geçene duyurmadan eve barka girmeyen kadınlar, o dönemlerde topuklu ayakkabı giymekle başladılar işe. Tabi o zamanlar topuklu ayakkabının vaatleriyle gözleri kamaşan, Koç, Aslan ve Oğlak başı çekti.

Herkesin ağzında bir ölü toprağı lafı, bakmayın siz tembellik onun adı!

Balık’lar geçkin içlerini, arafta sıkışmış ruh hallerini anlatırken sıkça kullanırlar; “yerimden kalkasım yok, üzerime ölü toprağı serpilmiş sanki” Bir zamanın hırsızları bunu fazla ciddiye almış ya da hırsız icadı olan bu söze insanlar fazlaca inanmış. Zira eskiden hırsızlar mezarlıktan toprak alır, girdikleri evlerde uyuyan kişilerin üzerlerine serperlermiş. Böylece rahatça soygunlarını tamamlar, kimseye yakalanmadan evleri soyup soğana çevirirlermiş. Yerinden kalkmamayı pek seven, halsizlik hisseden Balık, Yengeç ve Boğa’lar sıkça aynı sersemliği hisseder ancak evlerine ne gelen vardır ne de giden!

Temel Reis de yalancıysa kabasakala gitmesin de neylesin Safinaz! 

Güç sever Yay ve Koç çocukları yıllarca temel reis gibi pazılarını şişirmek, daha hızlı hareket etmek ve gerektiğinde kahramanlığa soyunacak cesarete sahip olmak için bolca ıspanak yediler. Yıllar sonra birileri çıktı dedi ki; “tamam yeşil yapraklılar demir açısından faydalı ama o kadar da değil”. Tabi bir dönemin her öğün ıspanağa maruz bırakılan çocuklara bu düzeltmeye geç de olsa sevinemedi. Hikaye 1970’lere dayanıyor. Alman diyetetik rehberinde, demir oranı yazılırken bir virgül yerinde kayma oluyor ve o gün bugün güç sevdalıları kumlu ıspanaklarla besleniyor. Ama ne yazık ki ıspanak sanıldığı gibi demir depolarını doldurmuyor, pazılara etki etmiyor.

Bir Van Gogh değilse de topraklar alkollü direksiyon başına geçmez!

Onca çılgınlığın, kesilen kulakların, deşilen karınların ardından Van Gogh’un alkollü resim yapmadığına inanabiliyor musunuz? İnanın! Zira Zodyak ailesinin toprak gurubuna mensup burçları da ne olursa olsun işleriyle keyiflerini birbirinden ayırır, kuralları ihlal etmez, tabuları yıkmazlar. Bir Oğlak’ı kimse “happy our”da elinde kadehiyle bilgisayar başında göremez, Oğlak görev başında içmez. Başak kaygılarını artıracak hiçbir eylemde bulunmaz, alkollü direksiyon başına geçmez, işine olan saygısını hiçbir koşulda yitirmez. Boğa zaten risk almaz, yaşın yanında kuru olsa yanmaz. Anlayacağınız Van Gogh misali, bu burçlar alkolik olsalar dahi işlerinin başına ayık geçer, yaş tahtaya basmazlar.

İşte bunlar hep bakış açısı! Biraz da hayal gücü fazlalığı!

Balık’a sorsanız ne masallar anlatır, Yay bir abartır pir anlatır, İkizler kulaklarına dolan bilgileri yedi düvele yayarken kontrolünü yapmaz, bilgisini olduğu gibi paylaşır, Akrep zaten işin büyüsüne kapılıp aldanır ama işin aslı hiç de sanıldığı gibi değildir. Da Vinci’nin yazıları tersten yazıyor diye çıkarılan onca spekülasyon az sonra öğreneceğiniz son derece mantıklı gerekçeyle bir anda toz bulutu olur, bunca yıl peşinden koşulan gizem kolayca aydınlanır. Dememiz o ki, Da Vinci kimseleri zorlamak peşinde değilmiş, basbayağı Başak’lık yapmış. Solak olduğu için yazdığı yazıların mürekkebi bulaşmasın, yazılar dağılmasın diye tersten yazıvermiş. Bize de öküzün altında buzağı aramak eğlencesi kalmış.

En fazla rüya gören Balık değil ornitorenkmiş!

Zaten bıkmıştınız size hayalci dememizden, rüyalarınızdan bahsetmemizden. Alın size terfi! Bundan sonra fantastik evren yaratma kabiliyeti, düş gücü denince akla Balık değil, ornitorenk gelecek. Ne gördüğü de hiçbir zaman bilinemeyecek. Balık dünyanın işinde kaybolurken, sırtına binen sorumluluklarla boğuşup uykuya hasret kalırken, bütün rüyaları ornitorenk görecek.

Biz şaka sanıyorduk meğer Oğlak’lar gerçekten mürekkep yalıyormuş!

Mürekkep yalamak değimi bir metafor değil, basbayağı gerçekmiş. Tükenmez kalemlerin olmadığı, 0,5 uçların henüz icat olmadığı yıllarda, tee eski zamanlarda sadece divit ile hokka vardı. İnsanlar kuş tüyü kalemlerini ya da kamışlarını mürekkebe banar, yazılarını bu şekilde yazarlardı. Şimdiki gibi elini sallasan üniversiteliye vurmuyordu, okuma yazma bilen sayısı da bir hayli azdı. Eli kalem tutanlar, ucu kuruyan kalemlerin uçlarını dil uçlarıyla yalar, bu sırada mecburen ağızlarını da boyardı. Geçmişin mürekkep yalayan insanları, okur yazar olanlardı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir