80’lere Işınlanıyoruz! Burcuna Göre Mahallenin Hangi Sakini Olurdun

Kimizin hala çocuk olduğu, kimimizin büyüklerimizden duyduğu, bir zamana damgasını vurmuş çılgın trendleriyle meşhur 80’ler! Eğer o yılların belki şimdilere göre daha ufak, daha basit ama daha samimi mahallelerinde yaşıyor olsaydık, hayatın nasıl olurdu hiç merak ettin mi? Hala o yılların çizgi filmlerini, dizilerini, müziklerini özlemle anıyoruz. Belki tüm moda akımlarına karşı aynı özlemi duymuyoruz tabii. Belki de bazılarımız o yıllardaki tarzımızdan utanıyor, nasıl öyle şeyleri takmış takıştırmışız anlam veremiyoruz. Yine de 80li yıllar bambaşkaydı, ondan eminiz. Peki sen, burcuna göre 80’lerin mahalle yaşantısında hangi mahalle sakini olurdun?

Mahallenin Bıçkın Delikanlısı Koç Erkeği ve Eli Maşalı Ablası Koç Kadını

Heeyt, var mı sana yan bakan! Koç erkekleri 80’lerde yaşasa mahallenin ağır abisi olurdu. Herkesin çekindiği, raconun ondan sorulduğu, maço delikanlısı olarak mahalleyi korur, kollardı. Kimse onunla ters düşmek, tepesini attırmak istemezdi. Yine de onu sık sık kavga ederken, nara atarken görürdük. Beyaz gömleği, siyah takımı ve cilalı kunduralarıyla onu gelişinden tanırlardı.

Koç kadınları mahallenin delişmen ablaları olarak, kimsenin karşı karşıya gelmek istemeyeceği kişiler olurdu. Hakkının yendiğini düşünürse, esnafından tutun komşusuna kadar herkesle saç saça, baş başa kavga ederdi vallahi. Ama kimsenin de hakkını yedirtmezdi. Yaramazlık yapanların da kulağını çekmeyi ihmal etmezdi.

Mahallenin Meşhur Kasabı Boğa Erkeği ve Fırıncı Teyzesi Boğa Kadını

Şimdi etin iyisi nedir, nasıl hazırlanır, nasıl pişirilir bunu mahallenin baba mesleğini senelerdir sürdüren kasabı olarak en iyi Boğa erkeği bilirdi. Boğazına da pek düşkün olan Boğa erkeği, mangalların ve bayramların aranan ismi  olurdu. Güçlü kuvvetli ve sakin yapısı ile, esnaf arasında güvenilir biri olurdu.

Boğa kadını ise, çeşit çeşit börek çöreğin mis gibi koktuğu, her gün ekmek almaya gittiğimiz fırının o becerikli teyzesi olurdu. Her sabah taze taze çıkan simitler, poğaçalar onun elinden çıkardı. Sevdiklerine birer ikişer fazladan kuru pasta koymayı da ihmal etmezdi.

Mahallenin Haylaz Çırağı İkizler Erkeği ve Üniversiteye Giden Entel Kızı İkizler Kadını

Mahalledeki iletişim ağından sorumlu olan genç çırak olsa olsa İkizler erkeği olurdu. Mahalle eşrafı arasındaki tüm dedikoduları, laf sokmaları, gizli saklı işleri o bilirdi. Yerinde duramayan halleriyle girip çıkmadığı ortam kalmazdı. Çoğu zaman da söz dinlemezdi, kafası başka yerde olurdu. Ama yine de mahalleye ayrı bir eğlence katardı.

İkizler kadını ise, mahallenin diğer kızlarına benzemeyen, elinden kitabını, gazetesini düşürmeyen entel dantel kızı olurdu. Ali Desidero’daki esas kız olurdu işte! Mahallenin gençlerine de pek pas vermezdi. Ev işi de yapmazdı, genelde okuldan arkadaşlarıyla kitapçıda takılırdı.

Mahallenin Lokantacı Abisi Yengeç Erkeği ve Hamarat Ablası Yengeç Kadını

Biraz pilav, biraz piyaz, biraz meze yanına da iki duble rakı ve gam- keder dendi mi akla Yengeç erkeğinin  işlettiği mekan gelirdi. Yengeç erkeği olan abimiz bu efkarlı masalarda kimi zaman dert dinler, kimi zaman onlara yemek yetiştirirdi. Mekanında kimi zaman Türk Sanat Müziği, kimi zaman arabesk tınıları eksik olmazdı.

Mahallenin, tariifleri elden ele dolaşan, ama bir türlü onun yaptığı gibi tutturulamayan yemeklerini ise hamaratlığıyla meşhur Yengeç kadını yapardı. Terli terli su içmemize dayanamaz, ayakkabılarımızın bağcıklarını bağlar, elimize ekmek tutuşturur, bizi okula öyle yollardı.

Mahallenin Muhtarı Aslan Erkeği ve Sosyetik Hanımı Aslan Kadını

Mahallede en çok sözü geçen, kahvede seçim vaatleri veren Aslan erkeği, kesin mahallenin muhtarı olurdu. Mahallelisine en iyi hizmeti vermek için çalışırdı. Kolundan Rolex’ini, altından Mercedes’ini eksik etmezdi. Gür bıyıkları ve kaşlarıyla girdiği ortamda fark edilir.

Yine kürkünü sırtından eksik etmeyen, herkesin yediğini yemeyen, giydiğini giymeyen haliyle Aslan kadını da mahallenin sosyetik ismi olurdu. Onun evinde kristal avizeler, gümüş çatallar olurdu. Bayramda da çocuklara şeker değil harçlık verirdi.

Mahallenin Memur Beyi Başak Erkeği ve Titiz Yeni Gelini Başak Kadını

Herkesin gıpta ettiği, elinde evrak çantası, boynunda kravatı olmadan gezmeyen derli toplu halleriyle, Başak erkeği olsa olsa mahallenin genç memuru olurdu. Yakaları kolasız, gömleği ütüsüz, ayakkabısı cilasız gezmezdi. Düzgün yaşantısıyla mahallenin gözde bekarlarından biri olurdu.

Nice ev hanımlarına taş çıkartan titizliğiyle Başak kadını da mahallenin , tertip düzeniyle nam salmış yeni gelini olurdu. Her işini dört dörtlük yapardı. Mahallenin dedikoducu teyzeleri bile ona söyleyecek laf bulamazlardı. Olsa olsa “bu yeni gelin de çok suratsız canım” derlerdi.

Mahallenin Janti Berberi Terazi Erkeği ve Süslü Tuhafiyecisi Terazi Kadını

 

Mahallenin yaşlıları için kahvehane neyse, mahallenin gençleri için de berber oydu. Tüm çılgın tarzların denendiği, saçların alıp başını gittiği 80’lerde, tabii ki Terazi erkeği mahallenin en jantisi olarak berber olurdu. Mahalle gençlerinin tarzına o yön verirdi. Herkesin huyuna gitmeyi iyi bilirdi.

Bir stil ikonu olarak mahallenin genç kızlarını dergilerde gördüğü modellere dönüştüren Terazi kadını da mahallenin tuhafiyecisi ablası olurdu. Yeni ne çıkmışsa önce o giyerdi, mahallenin kızları ona özenirdi. Her türlü incik boncuk, takı toka ve aerobik kasetleri onda bulunurdu. Gencinden yaşlısına herkes gelir, dükkanı hiç boş kalmazdı.

Mahallenin Gece Kuşu Akrep Erkeği ve Fettan Bakışlı Ablası Akrep Kadını

Akrep erkeği bir mahalle sakini olacaksa, mahallenin gece gece ne yaptığı bilinmeyen, mahalleye sonradan taşınmış esrarlı genci olurdu. Arkasından konuşsalar da kimse yüzüne “Bilader sen ne ayaksın?” diyemezdi, ama o bütün hepsini bilirdi. Bu gizemli tavırları ve derin bakışları ile genç kızların yüreklerini hoplatırdı tabii.

Akrep kadını ise sokaktan geçerken herkesin kafasını çevirip baktığı o biraz şuh ablamız olurdu. Hatta belki “Ne güzel komşumuzdun sen Fahriye Abla” diye şiirler yazdırırdı. Mahallenin kadınları tarafından pek sevilmezdi, ama hiç kafasına takmazdı.

Mahallenin Almancı Eniştesi Yay Erkeği ve Şen Şakrak Yengesi Yay Kadını

Mahallenin farklı simalarından biri olarak, sürekli yurtdışından anılarını anlatan, maceralarını paylaşan, deli dolu halleriyle Yay Erkeği tabii ki o meşhur Almancı enişte olurdu. Mahalle sohbetlerinde sürekli “Ama Almanya’da böyle değil, bak elin adamı nasıl yapmış” diye anlatır, mahallenin ufkunu açmaya çalışırdı. Arada ukalalık ettiğini düşünseler de genelde komik ve neşeli halleriyle ortama ayrı bir renk katardı.

Yine kahkahalarıyla, deli dolu tavırlarıyla meşhur Yay kadını da mahallenin şen şakrak yengesi olurdu. Onun dedikoduyla falan pek işi olmazdı, “elalem ne der” diye kafaya takmazdı. Zor zamanlarda da güleryüzlü olmasını bilirdi.

Mahallenin Doktor Beyi Oğlak Erkeği ve Öğretmen Hanımı Oğlak Kadını

Mahallenin gece gündüz çalışan, usanmadan bıkmadan işinin başında durmasıyla dikkat çeken karizmatik doktor beyi olsa olsa bir Oğlak Erkeği olurdu. Kendi derdini tasasını belli etmez, yorgun ama mağrur tavırlarıyla görevini yapardı. İstikbali parlak olduğu için mahallenin bir diğer gözde bekarı da o olurdu ama o işten kafasını kaldırıp gönül işlerine ayıracak vakti bulamazdı.

Mahallenin ciddi, disiplinli ve dirayetli tavrıyla dikkat çeken öğretmen hanımı da, Oğlak kadını olurdu. O da evden işe, işten eve gider pek insan içine karışmazdı. Kısmeti çok bile olsa fark etmezdi. Mahallenin kadınları onu zorla çarşıya pazara götürmeye, ona koca bulmaya çalışırdı kesin.

Mahallenin Mucit Dayısı Kova Erkeği ve Çılgın Teyzesi Kova Kadını

Eskiden her mahallede insanların “okumaktan kafayı yemiş , yoksa çok  akıllı” dediği bir tuhaf tip olurdu, bu tip de kesinlikle Kova erkeği olurdu. Mahallede tuhaf kılıklarla gezinirdi, kendince icatlar yapardı. Mahallelinin sıradan yaşamına, ayrı bir lezzet katardı. Yakın eşi dostu olmasa da, o herkesin iyiliği için çalışıp çabalardı.

Kova kadını ise, çocukken evine gitmeye korktuğumuz ama büyüdükçe hayranlığımızı kazanan, mahallenin çılgın teyzesi olurdu. Yaptığı yemekler pek yenmezdi belki ama çocuklara değişik oyuncuklar, kitaplar verirdi, onsuz da olmazdı.

Mahallenin Sanatçı Ruhlu Genci Balık Erkeği ve Hülyalı Genç Kızı Balık Kadını

Mahallede dalgın dalgın, elleri cepte dolaşırken bir anda “Sen çok güzel resim çiziyormuşsun, bizi de çizsene” ya da “Sen çok güzel saz çalıyormuşsun, bize bir şeyler çalsana” diye önü kesilen sanatçı ruhlu genci, Balık erkeği olurdu. Sevdiği kıza uzun uzun aşk mektupları yazan, kızın babasından gizli evinin önüne çiçekler bırakan romantik aşığı olarak nam salardı.

Köşe başında sevdiceğini görünce iç çeken, ondan aldığı gülleri kurutup saklayan, günlük tutan hülyalı genç kız ise süphesiz Balık kadını olurdu.  Gelinlik dergileri biriktirir, mutlu bir yuvanın hayalini kurardı. Her şeyi de çok kafaya takardı, çarşı pazarda biri en ufak laf etse eve gidince oturup ağlardı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir